Bilgi Almak İstiyorum

Adınız  
E-posta    
Telefon  
Konu  
İleti  
Detaylı Bilgi İçin
KARAKTER GELİŞİMİ
LIVCON

Karakter Gelişimi

Çocuk gelişimi ile ilgili ayrı bir hassasiyetim olduğunu beni tanıyan herkes bilir. Bu arada lafı gelmişken belirtmeden edemeyeceğim; Harvard Üniversitesi profesörü, sosyal ve duygusal zekâ kuramlarının öncülerinden Daniel Goleman’ın yaptığı araştırmalarda şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: Gelecekte çocuklarımızı başarılı ve mutlu edecek şey akademik eğitim değil. Akademik eğitimin gelecekteki çocuklarımızın başarısına katkı oranı %3 civarındadır. Eskiden bilgi çok değerliydi, çünkü çok az bilgi vardı. Bu bilgilere yakın olanlar fark yaratıyordu. Ancak son 30 yılda üretilen yeni bilgi son 500 yılda üretilenden daha fazla. Yani bu da demek oluyor ki bilgi çok hızlı eskiyor artık. 20 yıl önce pazarlama okuyan kişiler şu anda o öğrendiklerinin hiçbirini kullanmıyorlar. Neden, çünkü artık sosyal medya var. Bu anlamda Daniel Goleman diyor ki: Çocuklarımızın başarısı için matematik fizik kimya vs. bunların önemi çok düşük, esas önemli olan duygusal ve sosyal zekâ. 

Nedir duygusal ve sosyal zekâ? Öz güven! 

Öz güven nerede gelişir? Evde ve çocuk yaşta gelişir tabii ki. Çocuk öz güveni okulda geliştiremez. Önce evde almalı. Öz güvenin altında bir tane dinamik yatıyor, o da karakter gelişimi. Yaptığım yedi bin seanslık dene76 

yimden sonra çocuk yapmanın ardında önemli bir anksiyete/kaygı olduğunu anladım. Neden çocuk yapıyoruz? Şu anda siz ve bu kitap muhtemelen yalnızsınız. Lütfen samimi olun. Neden çocuk yaptınız ya da yapacaksınız? Hadi ben size söyleyeyim: “Çocuk yapmanın tek nedeni çocuk yapmak değil, geleceğini garantiye almak, eşinle ilişkiyi düzeltmek ya da yalnız kalmamak… Çocuk yapmanın bir başka nedeni de mutlu olmak. Çocuk bizi mutlu etmek için dünyaya geliyor. Ha bir de soyumuzu devam ettirme durumu var. Biraz daha ileri gidersek, evliliğin ardında da önemli bir kaygı var. Bir an önce evlenelim de birine sahip olalım kaygısı. Alan aldı, satan sattı mantığı. Bu tür durumlar hep özgün karakter geliştirme fırsatı bulamamaktan kaynaklanan durumlar. 

Özgün karakter ne demek?

Özgün karakter duygu ve düşüncelerini davranışlarına özgürce yansıtabilen, bunu yaparken mantık çerçevesinde düşünen kişilerdir. İnsanlar doğuştan herhangi bir gerçeklik modeliyle doğmazlar. Bu gerçeklik modelini ailesiyle büyürken öğrenirler. Bu öğrenme süreci çocuğa özgün karakter geliştirme fırsatı verebilir, ancak anne ve babasının psikolojik mirasını aldığı, kendi içindeki kendisini kaybettiği bir durum da yaşayabilir. Çocuk sağlıklı bir aile ortamında doğmadıysa, yaşamdaki algısı geliştikçe, 3 ya da 4 yaşında fizyolojik gelişimi devam ederken zihinsel ve duygusal gelişimi duracaktır. Aile ortamının en önemli vermesi gereken şey “değerlisin” duygusudur. Değerlisin duygusu değerlisin diyerek oluşmaz. Çocuk her tür durum ve olaydan kendini değerli hissedecek bir anlam çıkarabilmelidir. Size bir örnekle anlatmak isterim. Şöyle bir durum düşünün, tüm ailece toplanmışsınız ve yemek yiyeceksiniz, dedeler baba77 

anneler vs. herkes orada masanın başında tam yemeğe başlayacaksınız. Bir bakıyorsunuz evin küçük çocuğu, 4 yaşındaki Serkan zamanı unutmuş banyoda suyla oynuyor. Hemen aile büyükleri Serkan’ın koltuğunu boş görünce, “Serkan gelmeden yemeğe başlayamayız!” diyor. Ve anne misafirlerine, “Bir saniye,” diyerek banyoya Serkan’ı çağırmaya gidiyor. Serkan suyla oynuyor. “Serkan yavrum hep birlikte seni bekliyoruz, hadi lütfen bir acele et!” diyor ve içeri giderek Serkan’ı bekliyorlar. Serkan dalgın bir şekilde oturma odasına geliyor ve başta dedesi olmak üzere tüm aile büyüklerinin onu saygıyla masaya oturmasını beklediklerini fark ediyor. Serkan bilinçaltına şöyle bir mesaj alıyor: “Ben olmadan bu aile tam değil. Bensiz eksikler.” Müthiş bir aidiyet ve değerliyim duygusu oluşuyor. Öz güveni destekleyen en önemli mesajlar bu tür verilen mesajlardır. 

Şöyle bir baba düşünün: Baba çocuğuna dişlerini fırçalamayı öğretmek istiyor. Oğlunu yanına çağırıyor ve: “Bak oğlum ben senin babanım, senin her zaman iyiliğini isterim biliyorsun, bak bunlar diş fırçası ve macunu, her gün sabah ve akşam dişlerini fırçalayacaksın. Tamam mı? Anladın mı?” diye soruyor. Çocuk kafayı sallıyor. “Hadi bakalım,” diyor. Baba, birkaç gün sonra oğlunun dişlerini fırçalamadığını görüyor ve benim dediğimi nasıl yapmaz diyerek çocuğunu, “Gel buraya!” diye sert bir şekilde çağırıyor. “Ben sana demedim mi dişlerini fırçalayacaksın diye? İlla sertleşeyim mi? Dayak mı istiyorsun sen!” diye bağırıyor oğluna. “Baba ama sen de fırçalamıyorsun!” dedi diyelim çocuk. Baba şok oluyor. “Bak bir de karşılık veriyor, seni eşek!” Artık bundan sonrası her anne baba ya göre değişir. Sonunda döver, söver, kızar, bağırır. “Sen benim yaptığımı değil, 78 

dediğimi yap!” demeler vs. tavsiyeler verir. Diyelim bu çocuk dişlerini fırçalamaya devam etti. Neden? Korkudan. Bu çocuğa dişlerini neden fırçalıyorsun diye sorsak, “Babam öyle istiyor,” der. Ancak baba birkaç gün iş seyahatine gitse, çocuk dişlerini fırçalamaya devam eder mi? Hayır. Neden? Çünkü dişlerini fırçalamak davranışı anlam kazanmamış ve korku kültüründen gelen bir zorunluluk hâlini almış. Hatta baba olmadığında yapmamak, içten içe babaya karşı veremediği karşılığı dışa vurmuş olmak anlamına da gelen bir isyan olabilir. 

Şimdi başka bir baba düşünelim. Bu baba öğrenme ve anlam oluşturma konusunda bilgili. Çocuk gelişimine önem veriyor. Eşi ile birlikte çocuklarının artık diş fırçalaması gereken yaşa geldiğini fark ediyorlar. Ve baba bu davranışı öğretme görevini alıyor. Çocuğunu yanına çağırıyor ve onun göz hizasına inerek konuşmaya başlıyor. “Oğlum,” diyerek iki tane resim gösteriyor. Bu resimlerden birinde beyaz tertemiz çok güzel dişleri olan birinin ve diğerinde çürük berbat dişleri olan birinin görüntüsü var.

“Oğlum,” diyor baba. “Büyüyünce dişlerinin nasıl olmasını istersin?” Tabii ki çocuk güzel olanı tercih edecektir. Ve soracaktır.

“Baba ne oldu bu diğerinin dişlerine böyle?” 

“Oğlum bu kişi dişlerini yatarken temizlememiş ve sabaha kadar yediği yemekler dişlerini çürütmüş.”

“Nasıl?” diyor çocuk.

Baba bir parça çikolata çıkarıyor ve oğluna uzatıyor. Oğlu ağzına atıyor ve çiğnedikten sonra, “Oğlum bak aynaya!” diyor. “Dişlerinde parçacıklar kaldı görüyor 79 

musun, işte bunlar temizlenmezse sabaha kadar dişlerini çürütüyor…” şeklinde dili döndüğü kadar anlatmaya çalışıyor. Şimdi bu çocuk dişlerini fırçalayacak mı? Fırçalayacaksa neden? Çocuğa dişlerini neden fırçalayacaksın desek? “Çünkü dişlerimin çürümesini istemiyorum,” gibi bir anlamı olan şey söyleyecektir. Baba seyahate gitse, çocuk dişlerini fırçalamaya devam edecek mi? Kesinlikle edecektir. Neden? Çünkü korkudan dolayı değil, seçerek ve bir anlam oluşturularak davranış oluşturma fırsatı bulmuştur çocuk.